Marie Kondo ablamız Tokyolu bir “düzenleme uzmanı.” Evet, böyle bir meslek varmış.

Bütün hayatı insanların yaşam alanlarını nasıl daha derli toplu tutabileceklerini anlamaya çalışarak geçmiş. 2001’de yazdığı “Hayatı Sadeleştirmek için Derle Topla Rahatla: Japon Toplama ve Düzenleme Sanatı” (The Life Changing Magic of Tidying: The Japanese Art of Decluttering and Organizing) kitabıyla en çok satanlar listelerine girmiş, kitapları 40 dile çevrilmiş, 6 milyondan fazla satmış. “Konmari Metodu” diye aratın Google’da, bakın neler çıkıyor.

(Ben anneme “düzenleme uzmanı olucam” desem Google moogle dinlemez valla :))

Çılgın Konmari tespitleri

Ama ablamız boş değil. Çok sağlam tespitleri var:

  1. Evimizde tahmin edemeyeceğimiz kadar çok gereksiz eşya bulunduruyoruz.
  2. Evimizdeki eşyaların miktarından ötürü evimizi her gün toplamak zorunda kalıyoruz.
  3. Evimizi her gün toplamamalıyız.
  4. Evimizin ferah ve derli toplu olduğunda hayatta gerçekten neye değer verdiğimizi görmemiz kolaylaşacak.
  5. Gerçek hayatımız evimizi toplarladığımızda başlayacak.

Kitabı okumasaydım “Allah Allah!” diye tek kaşımı havaya kaldırmıştım bile. Sizin kaş kaslarında da bir oynama olduğunu hissedebiliyor gibiyim. Marie Kondo’yu bi iki dakika unutun, size başka bir şey daha anlatacağım:

80/20 Kuralı

İnternetlerde dolaşan bir dedikoduya göre dolabımızdaki eşyaların 20%’sini zamanın 80%’inde tekrar tekrar giyiyor, geri kalan 80%’ini ise yalnızca zamanımızın 20%’lik bir kısmında nadiren giyiyormuşuz. Bu tespite hak vereniniz çok olacaktır. (Benim için 100% doğruydu, dolayısıyla istatistiğin kaynağını çok da önemli bulmadım. Ama kaynak verebileniniz olursa çok müteşekkir olurum.)

Teknik olarak kıyafetlerimizi daha bir özenle seçsek, ne bileyim, belli bir renk paleti belirlesek ve bize en çok yakışan sevdiğimiz renklerde, hep güzel gözükeceğimiz ve birbiriyle kombinleyebileceğimiz belli sayıda eşyamızın olsa ve sadece şu anki kıyafetlerimizin 20%’si kadarına sahip olsak neler olurdu hiç düşünmüş müydünüz?

Hem dolap alanımızı 5’te birine düşürmüş, böylece bakımı gereken eşya sayımızı da beşte birine düşürmüş olur (yıkama, kurutma, tamir vs.); hem de her zaman güzel ve bakımlı gözükürüz. Sürekli aynı kıyafetleri giymekten sıkıldığımız bir noktada da dolabımızı ihtiyacımıza göre yenileyip bilinçli bir alışverişle giyim masrafımızı da minimize ederiz.

Çünkü neden? Zaman = Para. Para = Zaman. Hangisine ihtiyacınız olursa olsun kârdasınız.

Marie Kondo bu denklemi görüyor ve artırıyor: evinizi toplamaya kıyafet dolaplarından başlıyorsunuz, sonra kitaplarınızı ve “komono” dediği ortalığa karışık hiç kullanmadığınız eşyalarınızı atıyor ve en son da duygusal eşyalarınızı topluyorsunuz. Evinizdeki toplam eşya sayısı ve dağınıklık bu şekilde ciddi miktarda azalıyor. Dağınıklığı toplamakla geçen süre ve eve ayırdığınız para da.

Eşyalarınızı seçerken kendinize sormanız gereken tek soru şey var, o da: bu eşya bana mutluluk veriyor mu? (İng: “Does this item spark joy?”)  Vermediğini düşündüğünüz HER ŞEY gidiyor.

Aradaki bu denklemi koymasak Marie Kondo’nun söylediklerini ilk bakışta çok anlamsız bulmak mümkün. Kitabın önemli bir bölümünü evimizdeki atılacak/verilecek/geri dönüştürülecek eşyaları nasıl tespit edebileceğimiz ve yeniden yerleştirebileceğimizi anlatarak geçiriyor.

“Evini her gün toplayan, sonsuza kadar toplar.”

Çünkü profesyonel hayatında öğrendiği şey şu: siz istediğiniz kadar evinizi temizleyin, evinizde ihtiyacınız olmayan ne kadar çok eşyanız varsa, eviniz o kadar çok dağılacaktır. Hani derler ya, sürekli toplantı yapan bir şirkette çok ciddi organizasyonsuzluklar vardır diye, aynı şekilde Marie Kondo da “sürekli dağılan bir evde çok ciddi organizasyonsuzluklar vardır,” demeye getiriyor. Evi sürekli toplamayı, evdeki daha temel bir organizasyon eksikliğinden kaynaklanan genel bir dağınıklığa, yani ihtiyacınız olmadığı halde ortalıkta duran eşyalarınızın bulunmasına bağlıyor.

Çünkü eviniz bir depo değil, eski anılara tutunmanız işleri kolaylaştırmıyor ve yıllarca dolaptan çıkmayan eşyaların daha fazla toz ve dağınıklık yaparak çürümekten başka hiçbir işleri yok. O eşyaları, sizden daha çok ihtiyacı olanlar kullansa daha doğru olmaz mı? Hatta işi biraz abartıp aile üyelerinize bile vermeyin diyor, elden düşme eşyalar sürekli bir eşya edinme yöntemi olduğunda, aile üyelerinizin ne istediklerini kendileri keşfedemeyeceklerini söylüyor.

Minimalist alanların faideleri

Evimiz ferah ve derli toplu olduğunda, zaten yalnızca her gün ihtiyacımız olan temel bazı eşyalarımız kalmış ve içindeki eşya miktarı bir hayli azalmış olacak. Bu hem bize havadar, geniş, mutlu bir yerde olduğumuz hissini verecek, hem de eşyalarımızı elemekle başladığımız ve devamında da her gün kullandığımız bir düzenin hayatta neye değer verdiğimizi bize göstermesine izin vereceğiz. Sonrasında da ev toplamaktan kalan vaktimizle ne yapmak istiyorsak yapabileceğiz.

Son madde doğru mu henüz bilmiyorum. Ben de şu sıra kıyafetlerimi organize etmeye, verilecekleri vermeye, satılacakları belirlemeye çalışıyorum. Bittiğinde hayatım değişecek mi hep birlikte öğrenebileceğiz.

Ben kalan vaktimde ne mi yapacağım? Müzik yapacağım, yazı yazacağım, gezeceğim. Ya siz?


Önceki yazı:  – You want change? Vereceksin 400 dolar.

13 February 2017