Home Wellness Adamın ömründen çalar bu serbest radikaller…

Adamın ömründen çalar bu serbest radikaller…

written by Deniz Gözler Özenç 28 November 2013

(31 Ocak 2011 günü http://tavuksuyunayasam.blogspot.com/2011/01/adamn-omrunden-calar-bu-serbest.html adresinde yazdığım yazının güncellemesidir: )

Body Worlds’e gitmişim.
İkinci kez. O derece iyiymiş 🙂
Body Worlds_denizdeninciler.com
Ne mi anlamışım?
1. Yaşlanma, olgunluğa ulaşmış insanların belli bir yaştan sonra deneyimledikleri bir yaşam evresi değil,  bizim “büyüme ve gelişme” olarak da adlandırdığımız bölümü de kapsayan, doğumdan ölüme kadar yavaş yavaş devam eden bir süreçmiş.
anti_aging_denizdeninciler.com
2. Bu süreç boyunca hücreler sürekli bölünür, böylece insan da büyür ve gelişirmiş. Ama DNA’nın hücre (mitoz) bölünmesi “mitosis” için kopyalanması sırasında “telomere” denen DNA’nın en uçtaki noktası kopyalanamaz. Burada “telomerase” diye bir enzim, kopyalanma işlemini kontrol eder, en uçtaki noktasıyla ilgili yapılan hatayı düzeltir, eksik kopyalanan kısmı tamir eder. Ancak normal bir yetişkin vücut hücresinde “somatic cell”de, telomerase aktivitesi yoktur. Dolayısıyla hücreler bölündükçe, telomerler kısalmaya başlar. Bölündükçe kısalır, bölündükçe kısalırmış – ta ki, işlevini kaybedene veya daha fazla bölünemeyinceye ve ölünceye dek.
3. Kanserli bir hücrede telomerase bulunur, dolayısıyla sonsuza kadar korkmadan manyak bir hızla çoğalabilirlermiş.
4. Bir de hücrede, enerji üretimi sırasında ortaya çıkan “serbest radikaller” varmış. Tıpkı bişiyleri yaktığınız zaman çıkan zararlı duman gibi. Arabadan çıkan egzos gibi. Bunlar bizim filmimizin kötü adamları: çünkü eksik bir elektronları olduğu için kafaları karışık, o elektronu kompleks yapıyorlar ve başkalarından çalmaya çalışıyorlarmış. O kararsızlıkla, hücre bölünmesi sırasında, vücudun doğal olarak göreceği zararı, yani telomerlerin kısalmasını bir anda hızlandırıp, DNA yapısını iyice bozuyorlarmış. Nasıl yaptıklarını sormayın artık o kadar detayı ne ben anlayabilirim, ne de anlatabilirim. Ama vücudunuzun “içten dışa paslanması” olarak anlayabileceğimiz bir duruma yol açıyorlarmış özetle.
antioxidant_diag_denizdeninciler.com
5. Bu yüzden, serbest radikal düşmanı “anti-oksidanlar”la yakinen dost olmalıymışız. Anti-oksidanlar serbest radikallere acıyıp birer elektronlarını bağışlıyorlarmış, ki serbest radikaller ihtiyacı olandan almaya kalkmasın.
6. Ve de serbest radikallerin “arkadaşlarından” uzak durmalıymışız.
Hala bişi anlamadıysanız, tamamen benim hatam mı bilemiyorum, ama şöyle diyeyim:
* Sigara, güneş ışığı ve diğer UV ışınları (solaryum neyin), hava kirliliği, stress gibi vücudunuzdaki serbest radikallerin sayılarını katbekat artıracak çevresel faktörlerden uzak durmalı,

* Taze sebze ve meyve (özellikle C vitamini içeren ve kırmızı meyveler), sıvı yağlar, çay-kahve, soya, tarçın, kekik, kırmızı şarap ve yumurta gibi bol anti-oksidan içeren gıdalar almalı, vücudumuza fazla yağ almaktan uzak durmalıyız – ki bunun için de gerekirse yalnızca 80% doyarak kalori alımımızı kısmalıyız (yağlar, yakıldıklarında en çok serbest radikal üreten şeylerden biriymiş, dolayısıyla bugün yiyeyim, yarın veririm yapmamak lazım, bi kere aldınız mı yakarken yine yaşlanıyor olacaksınız.)

80full_denizdeninciler.com

7. Kaslar da, zihin de kullanılmadıkça işlevlerini ve esnekliklerini yitiriyorlar. Dolayısıyla egzersizi bir yaşam tarzı haline getirmeli, her yaşta yeni birşeyler öğrenmeye açık olmalıyız. (Her on senede bir yeni bir dil mi çözsem napsam 🙂 ?)
8. Stresten uzak durmalı, hayata ve insanlara bağlı kalmalı, iyimser kalmaya çalışmalıyız. (Mutluluk bir seçimdir, unutmayın.)
yoga_spor_denizdeninciler.com
Yani anlayacağınız, hayatın kendisi yaşlanmak. Yolculuktan kaçış yok, ama en azından onu kaliteli bir gezi haline getirmemiz mümkün. Vücudumuz mikemmel bir makina, ve bu mükemmellik dahi onu çok sevmemiz ve ona iyi bakmaya karar vermemiz için yeterli.
Bir sonraki yazıda antioksidanları nerelerde arayıp bulabileceğimizden bahsedeceğim 😉

Bunlar da ilginizi çekebilir:

%d bloggers like this: