Home İlham Kutsal olanı korumanın bedeli

Kutsal olanı korumanın bedeli

written by Deniz Gözler Özenç 16 January 2015
Kutsal olanı korumanın bedeli

 

Bugün diken.com.tr‘de okuduğum yazının başlığını gördüğümde sıkı bir kahkaha patlattım:

Je Suis Charlie’ye yanıt vermek isteyen ‘Ak Trol’ az daha kendini ‘peygamber’ ilan ediyordu

[dropcap] D [/dropcap]üşündüm. Aslında iyi niyetle yapıldığı iddia edilebilecek bu hareketle kendini gülünç duruma düşüren bu trol, farkında olmadan Allah’ın elçisine şirk koşmuyor muydu?

Radikal islamcı bir militanı bir küçük karikatür dergisinin ofisini basıp içindekileri katletmeye iten bir saldırının dayanağı olan bir hassasiyetin (Hz. Muhammed’in tasvir edilmemesi) İslam kültüründeki açıklaması aslen peygamberi putlaştırmanın önünü kesmek değil miydi?

N’olmuştu şimdi?

Esat Ç, sonradan ‘Je Suis Mohammed ifadesinde sıkıntı olabilir. Uyaranlar sağolsun” diyerek profil resmini bu kez de ‘Je Suis Muslim’e değiştirdiyse de Charlie vs Mohammed karşıtlığı yaratarak aslında İslam’ın “herkesi kucaklayan” yönünü reddediyordu. Yetmiyormuş gibi, kendini ve diğer Müslümanları küçük düşürüyordu. Nasıl mı?

Kendi inandığı dini ve peygamberini, korunmaya muhtaç varlıklarmışçasına savunmaya çalışarak. Keza, benim bildiğim peygamberler kurtarır insanları öğretileriyle, diğer türlüsü pek mümkün değil.

Charlie Hebdo’nun Türkiye’de yayınlanmasına verilen tepkilerin büyük bir çoğunu bu eksende değerlendiriyorum. Yaklaşım temel olarak: “Ne İslam’a ne de Peygamberimize hakaret edemezsiniz!” şeklinde. Bu yaklaşımla ilgili yapılabilecek analizlerin önemli bir kısmını Murat Paker, t24.com.tr’deki yazısında çok güzel özetliyor, dolayısıyla oraya hiç girmiyorum.

İlginçtir, ben kapak resmindekinin Hz. Muhammed tasviri olduğunu da hiç düşünmemiştim. @scosays açıklayana kadar, saf gibi, kapaktaki sarıklı sakallı adamın herhangi bir koyu Müslüman olduğunu ve ancak “Ben Charlie’yim” diyerek ölenlere gözyaşı döktüğünde bazı şeylerin affedilebileceğini anlatmaya çalıştıklarını düşünmüştüm.*

charlie-hebdo-kapak-siyaset-medya-gundemgeyikleri

Demem o ki, insan bazen sadece görmek istediğini görüyor 🙂

Halbuki bu “Je Suis Muslim”ciler, Charlie Hebdo’nun Türkçe yayınlanan sayısını bir açıp baksalar, sadece İslam’la ve Müslümanlarla değil, Hristiyanlar ve Musevilerle de sert bir biçimde dalga geçtiğini görecekler. Ufak bir Google araştırması yaptıklarında da daha ciddi bir şeyi farkedecekler: Dini hassasiyetlerle tek dalga geçen bir tek Charlie Hebdo çizerleri değil, Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın pek çok yerinde pek çok kişi ve grup var. Üstelik bu kişi ve gruplar Facebook ve Twitter’ın kapanmasıyla ortadan kaybolmayacak kadar yaygın.

Ve iki seçenekleri olacak:

1) Bir kısım militanın yaptığı gibi, İslami hassasiyetleri kaşıdığı iddia edilebilecek her kişi ve/ya kurumu bir intikam nesnesi haline getirmek ve tabiri caizse “katli vacip” addetmek. Tıpkı Theo Van Gogh, Salman Rüşdi, Kurt Vestergaard gibi. Diğer bir deyişle, korunmaya muhtaç olmayacak kadar kutsal ve kudretli addedilen bir değeri “korumak namına” cinayet işleyebilecek, azmettirebilecek veya işleyebileni sempatik ya da haklı görebilecek kadar Kuran’dan ve öğretilerinden sapmak.

2) Dini hassasiyetlerin alaya alınmaması gerektiğine inansa da, İslam’ın ve/ya peygamberinin bir tasvirle, karikatürle ya da hayal ürünü bir anlatıyla yıkılmayacağı ya da değerinin azalmayacağını bilecek kadar inançlı, kendine güvenli ve “şaka kaldırır” olmak.

Ama bir yandan “şakayı kaldırırken,” diğer taraftan da inandığı dini ve bu dinin inananlarını tüm dünyanın gözünde “saygınlaştıracak” hareketlerde bulunmak. Yani kendi dininin hassasiyetlerine karşı en başta kendi özen göstermek. (Örneğin: Yaratılanı, yaradandan ötürü sevmek. Kul hakkı yememek. Yıkıcı değil, yapıcı olmak.)  Ve bunu da, farklı bir dinin inançlarını ya da inananlarını aşağılamadan, kendini ve/ya değerlerini başkalarından üstün görmeden yapmak. Demem o ki, dünyada görmek istediği değişimi kendinden başlatmak.

Belki size komik gelmez ama İngilizce’de artık günlük dilin bir parçası haline gelmiş bir deyim vardır: “Dağ Muhammed’e gelmiyorsa, Muhammed dağa gider.”**

Yani dünyayı değiştiremiyorsanız, istediğinize sahip olmak için siz değişeceksiniz.

Bir sonraki yazımda çeşitli dinler, peygamberler ve öncülerle ilgili yayınlanan ve şu ana kadar pek kimsenin de üstünde durma ihtiyacı hissetmediği karikatürlerden bir seçki paylaşacağım.

Sevgiyle,

Deniz

[line]

* İkinci ve daha akla yatkın bir açıklama şurada yapılmış.

** Türkçe’de “Dağ sana gelmezse, sen dağa gideceksin” olarak da biliniyor sanırım. Ya da “Dağ yürümezse abdal yürür.” 

Bunlar da ilginizi çekebilir:

%d bloggers like this: