Home Sadelik Gülümseyin: Hayatı kaçıracaksınız.

Gülümseyin: Hayatı kaçıracaksınız.

written by Deniz Gözler Özenç 23 November 2017
Gülümseyin: Hayatı kaçıracaksınız.

Dijital sosyalleşmenin yüz yüze iletişim kurmaktan çok önemli bir farkı var:

Birinde bir oturuşta onlarca, hatta yüzlerce “arkadaşımızın” tek karelik fotoğrafları (ya da kısa bir videosu) ile (şanslıysak) birkaç cümlelik açıklamasına bakıp bakıp kolay yoldan “takipte kalmış” addediyoruz kendimizi.

Diğerindeyse tek oturuşta yalnızca bir tek arkadaşımızın hayatındaki gelişmeleri, endişe, ümit ve hayalleri iyisiyle ve kötüsüyle anlatmasını dinliyor; biz de onunla hayatımızdaki gelişmeleri, endişe, ümit ve hayallerimizi paylaşıyor ve derinlikli, çift taraflı, samimi bir ilişki kurmuş oluyoruz.

Sizin için hangi iletişim biçimi daha doyurucu?

Sosyal medyada dostlarınızın “mutluluk dolu” fotoğraflarını görüp neden hala evlenmediğinizi, çocuk yapmadığınızı, kariyerinizde istediğiniz yere gelemediğinizi, gitmek istediğiniz ülkeleri hala ziyaret edemediğinizi, yeni açılan bir restorana hala gitmediğinizi, yine bir festival dönemini ya da toplantıyı kaçırdığınızı ne sıklıkla düşünüyor ve hayıflanıyorsunuz?

“Dijital duvarlarınıza”” yığılan fotoğrafları gün içinde defalarca taradığınızda, her bir fotoğrafın arkasında bir hikaye olduğunu düşünecek vaktiniz kalmıyor. “#tbt” günü paylaşılan seyahat fotoğrafları sanki herkes sürekli dünyayı arşınlıyormuş da bir tek siz evdeymişsiniz hissi yaratabiliyor. Bebeğiyle poz veren annenin o mutlu anı yakalayabilmek için en az 10-15 dakika elinde kamerayla bir gülücük yakalamayı beklediği, kusmuk kokuları ve bebek ağlamalarıyla dolu gününün en parlak anının o fotoğrafı internete yüklediği an olduğu gözden kaçabiliyor. Ve bu çok normal, eskiden herkesin an-be-an ne yaptığını takip etme şansımız yoktu, artık var. Ve bu şansı sonuna kadar kullanmak istiyoruz.

Ve bu da, genelgeçer mottosu “YOLO”* olan bir çağda, sosyal medyanın sürekli kendi hayatımızı başkalarının hayatıyla karşılaştırmamıza sebep olmasına ve topumuzda engellenmesi son derece güç bir “FOMO”** oluşmasına sebep oluyor.

Gerçekçi olalım: bir insan her zaman her yerde olamayacağına göre birşeylerin ucu illa ki kaçacak. Gidemediğimiz yerler, katılamadığımız toplantılar, yaşayamadığımız sevinçler, kovalayamayacağımız hayaller hep olacak.

Ama başkalarının hayatına özendiğimizde kendi elimizdekileri değersizleştiriyor, bize hediye edilmiş olan hayatı yaşamayı kaçırıyoruz.

Halbuki herşeyi yakalayamayacağımızı bilmenin hayatı ıskalamak olmadığını ne kadar erken kabullenirsek o kadar erken yeni hayatımıza yelken açabiliriz: kendimize layık gördüğümüz, kendimiz için hayal ettiğimiz ve tasarladığımız hayatımıza.

Richard Branson‘ın da dediği gibi:

Fırsatlar otobüs gibidir, her zaman bir yenisi gelir.”

Hayatı kaçırmaktan, hayır demekten korkmayın. Tam tersi, bunun size sağlayacağı özgürlüklere, rahatlığa, mutluluğa, JOMO’ya*** ve doyuma odaklanın.

Eğer sosyal medya sizi kötü etkiliyorsa sosyal medya ve e-posta hesaplarınıza günde yalnızca 1 kez bakabileceğiniz bir düzeniniz olsun. Dijital detoks yaptığınız ve “offline” geçirdiğiniz zamanlar yaratın kendinize. “Hayatı ıskalama” korkunuzla yüzleşin ve onu alt edin.

Hatta sonra bir adım ileri gidin, keza sosyal medya mevzunun sadece bir ayağı: başka nelere hayır demek isterdiniz hayatınızda?

Düşünün: hayatınızda gereksiz yer kaplayan ve/ya size yarardan çok zarar veren rutinler, alışkanlıklar, harcamalar, ilişkiler hangileri? Peki bu rutin, alışkanlık, harcama ve ilişkileri hayatınızdan çıkardığınızda nelere yer açmış olacaksınız?

“Ya bir gün pişman olursam” korkusuyla yapamadığınız, ama yapmazsanız ileride pişman olacağınıza yüzde yüz emin olduğunuz neler var hayatta?

Nasıl bir hayata doğmuş olursanız olun, hikayenizi kendi tercihlerinizle şekillendirdiğinizi unutmayın.

Seçim sizin. Gülümseyin. Nasıl bir hayatı kaçırmak isterdiniz?

 

*YOLO: “You Only Live Once.” Türkçesi: Yalnızca 1 hayatın var.

**FOMO: “Fear of Missing Out.” Türkçesi: Hayatı ıskalama korkusu.

***JOMO: “The Joy of Missing Out.” Türkçesi: Kaçırmanın verdiği keyif, zevk.


Önceki yazı: Küçük Prens de Minimalistti.

Bunlar da ilginizi çekebilir: